28 Şubat 2012 Salı

YEŞİL EV





Tarih süresince başkentlerin belirgin ortak bir özelliği olmuştur hep: Hanedan her nerede ikamet etmişse, o çevre devletin ileri gelenleri tarafından da ikamet yeri olarak tercih edilmiştir ki bu da en güzel mimari eserlerin, en seçkin binaların yine o çevrede bulunmasna sebebiyet vermiştir.
Aynı özellik Istanbul şehrinde de gözlemlenmiştir. Osmanlı Sultanları, 19.yy’ın ortalarına kadar süregelen dönemde, ‘Sarayburnu’ denilen bölgeyi tercih etmeleri sonucunda, bölge yavaş yavaş devlet adamları gibi yüksek mertebeden kişilerin konaklarıyla çevrilmeye başlanmıştır.
İşte bu konaklardan biri de 19.yy sonlarında inşa edilmiş Reji Nazırı Şükrü Bey’e ait olanıdır.
Ancak 20.yy başlarında bu ahşap konak hem kendi açısından hem de etrafındaki bölge açısından talihsizlik denilebilecek bir sorunla karşı karşıya kalmıştır: Ayasofya’nın hemen karşısına bir hapishane inşa edilecektir.


Bölgenin süregelen elli - altmış yıl içerisinde önemini kaybetmeye başlamasıyla her açıdan büyük bir düşüş yaşaması, bu kararın alınmasına sebebiyet vermiştir. Hapishane alanının seçimindeki temel etken ise bölgeki mahkemelerin sayılarının fazlalığı olmuştur.
Bunun üzerine konakta bu tehlikeli komşuya karşı gerekli önlemler hemen alınmaya başlanmıştır. Arkadaki geniş bahçenin karşısına, evi yandaki hapishanenin uğursuzluğundan koruyabilmek amacıyla bir duvar örülmesi uygun görülmüştür.
Bu olaydan sonra, 1910’lardan 1970’lere kadar konakta alışılagelmiş bir hayat sürülmüş ancak mülk sahibinin ölümüyle konak temel gelir kaynağını kaybetmiş ve ihtişamlı konak ihmalkarlıktan yavaş yavaş harap olmaya bırakılmıştır.
Konağın 1977’de satışa çıkarılmasıyla Turing konağa sahip çıkmıştır. Eski ahşap bina o kadar harap bir haldedir ki Yüksek Anıtlar Kurumu’nun de izniyle konak, aslına uygun olarak yeniden inşa edilir.
Bu sıradışı binanın 1984 Mart’ında Yeşil Ev olarak açılmasından hemen sonra eser dünyaca ünlü bir şöhrete kavuşmuş ve 1985 yılında “Europa Nostra” ödülünü almaya layık görülmüştür. Şüphesiz ki Yeşil Ev, unutulmaya yüz tutmuş bölgeyi gerçek rahatlık ve temizlik konseptiyle tanıştırarak ve modernizmle tarihi sitili en güzel biçimde kombine ederek Türk turizminde yeni bir çığır açmıştır.


YEŞİL EVİ BAHÇESİ

HASEKİ HAMAMI


1556-1557’ de Kanuni Sultan Süleyman’ın baş hasekisi Hürrem Sultan tarafından mimar sinana yaptıırlmıştır. Erkekler ve kadınlar kısmı olmak üzere çifte hamam olarak tasarlanmıştır. Erkekler ve kadınlar ksımı birbrinin eşidir. Girişleri farklıdır. Erkekler bölümünün girişinde revak bulunur. Bugün hamam faal durumdadır ve hamamın etrafı cafe olarak hizmet vermektedir.


CAĞALOĞLU HAMAMI


Yerebatan caddesi üzerinde bulunan hamam 1471 yılında 1.Mahmud tarafından yaptırılmıştır. 2 bölümnden meydana gelir. Halen faaliyetine devam etmektedir.

ÇEMBERLİTAŞ HAMAMI


Divanyolu üzerinde semte adını veren sütünun karşısında bulunur. 3. Murad’ın annesi Nurbanu Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır, bundan dolayı Valide Hamamı olarakda bilinmektedir.

BLAKERNA AYAZMASI (PANAYİA VLAHERNA AYAZAMASI ) MERYEM ANA


Ayvansarayda bulunr. Ayazmanın suyu eğri kapıdan gelmektedir.Ortodokslar tarafından  2 temmuz dan itibaren bir hafta boyunca ziyaret edilir.

27 Şubat 2012 Pazartesi

SOĞUK ÇEŞME SOKAĞI


Eminönü'nde, Ayasofya Cami ile Topkapı Sarayı arasındaki sur-ı Sultani’ye yaslanmış olan 12 evle, 1 Roma sarnıcının yer aldığı bir sokaktır.

Soğuk çeşme  Sokağı erken dönem bir Bizans su sarnıcı ile yakın zamanlarda ortaya çıkarılan, biri zemine daha yakın, diğeri daha aşağı katta iki sarnıç, sur duvarı, Ayasofya’nın cami olarak kullanıldığı dönemden kalma Osmanlı yapısı iki anıtsal kapı, sokağa adını veren tarihi çeşme, konak hamamı, Naziki tekkesi Şeyhinin konağı, cumbalı ahşap evler biçimde zaman içinde oluşmuştur.



Çeşmenin bugünkü durumu bu şekildedir. Çeşme tamamen yenilenmiş, eski kapının iki tarafına birer kapı daha açılmıştır. Burası Gülhane Parkı'nın girişidir. Yol çok dar olduğu için, evler Topkapı Sarayı’nın duvarlarına yapışık olarak inşa edilmişleridir. Yolun sol tarafında, Ayasofya’nın önce kocaman binası, sonra bahçesi yer alır, sağ taraftaki yüksek saray duvarının önüne de bu dizi tarihi evler sıralanmıştır. İstanbul’un bütün özelliklerini taşıyan, bu cumbalı, kafesli evlerin kimisi iki kimisi üç katlıdır. Soğuk çeşme Sokağı, doğu ucundaki Ayasofya’nın rokoko üslubundaki kuzeydoğu kapısı ve biraz daha ötedeki Bab-ı Hümayun'la vurgulanır. Bab-ı Hümayun'un batısında, Topkapı sarayın önündeki büyük açık alanda yer alan 18. yüzyıl barok III. Ahmet Çeşmesi, Soğuk çeşme Sokağı'nın başını daha da iyi tanımlar. Sokağın batı ucunu, padişahların geçit törenlerini denetlediği, Osmanlı baroğu üslubundaki küçük, çokgen bir pavyon olan Alay Köşkü tanımlar. Sokağa ismini hemen oradaki, 1800’e tarihlenen 3.Selim dönemine ait Mermer Soğuk Çeşme verir. Son kazılar, sokağın güney ucunun yakınında, olasılıkla Ayasofya’nın kendisi kadar eski bir Bizans sarnıcını ortaya çıkarmıştır. Ayasofya’nın kuzey doğu kapısına bakan yapının içerisindeki Naziki Tekkesi, Soğuk çeşme Sokağı’nın sosyokültürel önemine katkıda bulunmuştu.

sokağın ortasında Ayasofya’nın aşevlerinden eski kapısının tam karşısına gelen Türkiye'nin 6. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün doğduğu evdir.

KAYNAK:WİKİPEDİ

IIII. Ahmet Sebili ve Çeşmesi

III. Ahmet tarafından, 1728 yılında Bizans zamanından kalma Perayton adlı Bizans çeşmesi yerine bina edilen bu tarihi İstanbul çeşmesi; kentin en ihtişamlı çeşmelerinden biri olma vasfına sahiptir. Çeşme, Topkapı Sarayı’nın Bab-ı Hümayun kapısının baktığı Ayasofya Meydanı’nın merkezine konumlandırıldığından, meydana hâkim bir görünüm kazanmıştır. 
Merkezinde sekizgen prizma gövdeli su haznesi bulunan yapı; su haznesinin köşelerine yerleştirilen sebiller ve cephelerdeki çeşmelerden müteşekkildir. İki basamakla çıkılan bir zemin üzerine oturtulmuş olan ana kütle; bitkisel motifler, bezemeler, mukarnas ve palmet gibi mimari işlemelerle estetik bir görünüm kazanmış; bu estetik görünüm, niş ve bordürlerle desteklenmiştir. Ayrıca, madalyon içine alınmış “Maşallah” yazısı ve uzun vazolar içerisine yerleştirilmiş çiçek motifleri de görülmeye değer sanatsal çizgiler taşımaktadır. Çeşmenin tavan örtüsünü meydana getiren kurşun kaplamalı ahşap çatı, dışa doğru genişletilerek çeşmenin ana kütlesi güneş ışığı ve diğer çevresel zararlara karşı korunmuş; çeşmenin üzerindeki küçük kubbeciklerle ve ahşap saçaklardaki süslemelerle çatı sıradanlıktan sıyrılıp sanatsal bir değer kazanmıştır.

Çeşmenin ta’lik hatla yazılan kasidesi, Kayseri ve Halep kadısı olan şair Seyyid Hüseyin Vehbi bin Ahmed ait olup; “Aç besmeleyle iç suyu Han Ahmet’e eyle dua” diye biten kasidenin son beytini III. Ahmet’in söylediği rivayet edilmektedir ve kasidenin sonunda sultanın imzası yerleştirilmiştir.

Osmanlı mimarisinin batı tesiri altında gelişen son dönemlerinde inşa edilen ve klasik mimariden baroğa yönelişi gösteren bu anıtsal çeşme, İstanbul’u ziyarete gelip çeşmeyi görme fırsatı yakalayan turistleri 18.yy.a doğru bir zaman yolculuğuna davet ediyor.
  



KAYNAK:  İBB

ALTIN YOL


Harem’im en uzun eski ve önemli geçidi olan Altın Yol Harem’i Enderun avlusundan ayıran duvar boyunca uzanan tonozlu bir yoldur.  Altın yol koridorunun en özel bölümü Harem’ de Hünkar Dairesi içinden Mabeyn Taşlığı ve Harem bahçesini sınırlayarak geçen revaklı bölümdür.




 







Yaklaşık 45 metrelik yol yer yer iki ila dört metre arasında genişliğe sahiptir ve duvarları çini ile kaplıdır.

Şehzadelerin Cülus Töreni’ ne giderken bu yolda Harem halkına altın saçtığı ve bayram günlerinde padişahın Harem halkına iki kese altın dağıtarak bu yoldan geçtiği rivayet edilir.

KAYNAK: TOPKAPI SARAY MÜZESİ REHPERİ

                 HAREM –NURHAN ATASOY

MABEYN TAŞLIĞI VE GÖZDE DAİRELERİ


3 yanında çeşitli yapılar vardır bir tarafı haremin havuzuna bakar.

ÇİFTE KASIRLAR 


 



 




HAREM MESCİDİ


HAREMDEN FİL BAHÇESİNE GEÇİŞ YERİ 





ÇİFTE KASIRLAR –ŞEHZADELER DAİRESİ


3. Murad Has Odası’nın girişinin Mabeyn Taşlığı tarafında 2 odalı olarak yaptırılmıştır ve Şehzadeler dairesi olarak kullanılmıştır.