22 Mart 2012 Perşembe

Yalanlamak ve reddetmek için okuma.!

Yalanlamak ve reddetmek için okuma.!
İnanmak ve her şeyi kabullenmek için de okuma.!
Konuşmak ve nutuk çekmek için de okuma.!
Tartmak, kıyaslamak ve düşünmek için oku.!
F. BACON

Kapımıza değil ; Kalbimize vuran buyursun !

Hayatta her şey olabilirsin; Fakat mühim olan hayatın içinde "İNSAN" olabilmektir.
 
Anladım ki: İnsanlar; Susanı korkak. Görmezden geleni aptal. Affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysa ki; biz istediğimiz kadar hayatımızdalar...  
Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar..!
 
Hayata tepeden bakarsan insanların sadece tepesini görürsün. Hayata daima insanlarla aynı mesafeden bak. O zaman insanların hem yüzünü, hem kalbini görürsün.


Güzel bir gülü, güzel bir geceyi, güzel bir dostu herkes ister. Önemli olan gülü dikeniyle, geceyi gizemiyle, dostu
tüm derdiyle sevebilmektir.
 
Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil, kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.
 
İnsanlar maşuk aramıyor, bencil duygularına köle arıyor. Köle buluyor ama aşkı bulamıyor.

Ne diye böbürlenip büyükleniyorsun. Doğumun bir damla su, ölümün bir avuç toprak değil mi?


Bir gül kadar güzel ol; ama dikeni kadar zalim olma. Birine öyle bir söz söyle ki, ya yaşat ya da öldür; ama asla yaralı bırakma.


Ey İnsan kaf dağı kadar yüksekte olsanda, kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma, herşeyin bir hesabı var üzdüğün kadar üzülürsün.
 
Hüzün taze tutar aşk yarasını. Yaramdan da hoşum, yârimden de...
 
Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil.
 
Sevmeye layık olmayanı hatırlayarak değerli etme! Dönmek mi istiyor, bir şans daha verme. Unutma; sevgi yürekli olana yakışır.


Otunu, suyunu bilmediğin gönüllerde koyun gütme! Yoksa, 'kaçırcağın keçilere' çobanlık yapamazsın ...!

Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor. Derin denizleri ise ancak derin sevdalar. Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor. Anladım ki susan her şey derin ve heybetli.
 
Diyorlar ki Dost acı söyler? Acıyı söyleyene Dost denilmez ki.! Seni sevmeyen acı söyler Dostun sana söyleyeceği acı dahi olsa senin canını acıtmayacak şekilde tatlı dille söyler.
 
İlim üç şeydir: Zikreden dil, şükreden kalp, sabreden beden...


İnsanoğlunun edepten nasibi yoksa, insan değildir. İnsan ile hayvan arasını ayıran edeptir...






Yaşarken anlayamadıkları değerleri, öldükten sonra anlamanın kimseye faydası yok. Sevdiğinizi dirileştirmenin
yolu, hayatın tazeliğinde itiraf ve ifade etmektir.
 
Sözler hakikat değildir ağızdan çıkan seslerdir. Hakikati öğrenmek için söze değil yaşamaya ihtiyaç vardır.
 
Sen ol da; ister yâr' ol, ister 'yara'; lütfûn da başım üstüne, kahrın da.

Ey aşk! Seni senelerce yaban ellerde, hoyrat dillerde aradım. Oysa bendeymişsin bilememişim. Oyalanmışım. Kalakalmışım.


Sanmayasın ki; aşk akıl işidir. Gül ki her gönlün mürşididir. Kimini kokusuyla şad eder. Kimini de dikeniyle irşad eder.

Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.
 
Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.


Kalp ruha der ki :Ben severim, aşık olurum;ama acısını nedense hep sen çekersin. Ruh da cevap verir : Sen yeter ki sev.
 
Hüzün ki en çok yakışandır aşıklara. Yandık, yakıldık; ama hüzünden yana asla yakınmadık. Ne de olsa biz mahzun bir Peygamberin ümmeti değil miyiz? Hüzün taze tutar aşk yarasını. Yaramdan da hoşum, yârimden de.
 
Kır kalemin ucunu. Bundan sonraki yolculuğumuz aşk yolculuğudur. Aşkı kalem yazmaz ki kitaplarda bulasın.
 
Kalp midir insana sev diyen yoksa yalnızlık mıdır körükleyen? Sahi nedir sevmek; Bir muma ateş olmak mı,Yoksa yanan ateşe dokunmak mı?

ŞEMS-İ TEBRİZİ

21 Mart 2012 Çarşamba

500.YIL VAKFI TÜRK MUSEVİLERİ MÜZESİ

Bu haftaki müze gezimde  11.03.2012 Pazar günü taksimdeki tünel tarafında zannedipte 1 saat aradığım, çevredeki kitapçıların adını ilk defa benden duydukları için yüzüme şaşkınlıkla bakıp bilmiyoruz  dedikleri , hatta beyoğlu belediye zabıtalarının bile adını dahi duymadığı müzeyi sonunda  Güneşli bir istanbul sabahında 18.03.2012 Pazar günü bulduğum  500.yıl vakfı türk musevilerinin müzesini tanıtacağım.

Zülfaris sinagogu olarak bilinen bina daha sonra 2001 yılında müzeye çevrilmiş.Küçük ve çok sevimlii bir bina. Birkaç merdivenle ana kapıdan içeriye girilmekte.

3 katlı olan binanın , giriş bölümü Ana Sergi Salonu olarak kullanılmakta. Bu salonda Türk yahudilerinin kültürel mirasları, müslüman geniş toplumla beraberlik ve etkileşimi  ile ülkenin sosyal ve devlet yaşamına katılmaları obje, belge ve fotograflarla sergilenmektedir.




RESİMLER GİRİŞ BÖLÜMÜ ANA SERGİ SALONUNDAKİ ESERLERE AİTTİR.



İkinci katta Galeri bölümü bulunmaktadır. Sağ bölümdeki panolarda insan görüntüleri yer almaktadır.






Alt katta ise Etnografya bölümü olan salon bulunmaktadır. Burda aile yadigarı objeler, doğum,sünnet,çeyiz,düğün giysileri, gelinlik,damatlıklar bulunmaktadır.

Çıkışta bir anı defteri konularak ziyaterçilere sunulmuştur. Boş vaktinizde muhakkak  uğramanızı hatta binanın alt katındaki kitapçıdan işinize yarayacak hediyelikler, kitaplar bulacağınızdan eminim.

Müzenin kuruluş amacı ;
1  1326'da, Orhan Bey'in Bursa'yı fethiyle başlayan...
1  1492'de, İnanç ve gelenek özgürlüklerini kaybetmektense İspanya'yı terk etmeyi
y  yeğleyen Sefarad Yahudilerine kucak açan Bayazıd II ile devam eden...
   Tarih boyunca günümüze kadar süre gelen...
700 yıllık bir beraberliğin öyküsünü, etkileşmeyi ve Türk Ulusunun insancıl hoşgörüsünü, tarihi belgeler, bilgiler ve objeler desteğinde, yurt içinde ve dışında tanıtmaktır.

 Zülfaris Sinagogu - Kal Kadoş Galata Müze'yi barındıran ve temel tonozlarından anlaşıldığı kadarıyla Cenevizliler zamanına ait olduğu sanılan bu alanda 1671'de bir sinagog mevcuttu. 
1823 (25 Safer 1239) - Cemaat arşivlerinde adı Kal Kadoş Galata (Galata Kutsal Sinagogu) olarak geçen, ancak, sokağın eski adı olan ve Osmanlı'ca gelin perçemi anlamına gelen Zülf-ü Arus sözcüğünün halk arasında kısaltılmış şekli Zülfaris adıyla tanınan ve anılan sinagog binası eski temeller üzerinde inşa edildi. 1882 (Ellul 5642) - Mermer Ehal, etrafındaki çerçevedeki yazıda okunduğuna göre, Galata'da doğan ve yaşayan Rahmetli Hayim'in oğlu Semuel Malki tarafından Hayim'in malları ile yaptırıldı.
1890 - Bina, Kamondo ailesinin maddi katkısı ile esastan tamir edildi.
1904 (Nisan 5664) - Tüm törenlerin ve çoğu düğünlerin icra edildiği sinagogun içi ve dışı, Saadetlu Jak Bey de Leon Başkanlığında Galata Musevi Cemaati tarafından, Yahudi olan ve olmayan ziyaretçilere mahcup olmamak için tamir ve restore edildi.
1968 - Yeniden esaslı bir tamir gördü.
1979 - İstanbul'da yaşayan Trakya kökenli Yahudilerin ibadetine tahsis edildi.
1983 - Zülfaris Sinagogunda son düğün.
1985 - Çevrede ikamet eden cemaat yokluğundan ibadethane işlevi sona erdi ve kapandı.
1992 - Bina, sahibi olan Neve Şalom Vakfı tarafından, Müze kurulmak üzere 500.Yıl Vakfı'na tahsis edildi. 25 Kasım 2001 - Sinagog binası, Kamhi ailesinin maddi ve Jak Kamhi'nin değerli katkıları, Naim A. Güleryüz'ün vizyon ve tasarımı ile 500. Yıl Vakfı tarafından Müze olarak düzenlenerek hizmete girdi.
Sayısız sevinçli ve acıklı törene sahne olan Zülfaris'in tarihinde anlamlı anlarından biri, Ağustos 1856'da İstanbul'u ziyaret eden, Paris Yahudi Hayırsever Cemiyeti Başkanı Albert Kahn tarafından, Kırım Savaşı'nda Rusya'ya karşı Osmanlı yanında yer alan Fransız ordusunda yaşamını yitiren Yahudi askerler anısına düzenlenen ve Kurmay Albay Garbi Bey komutasında bir Osmanlı askeri müfrezesinin de hazır bulunduğu anma törenidir.

Adres: Karaköy meydanı Perçemli sokak Karaköy
         
Telf: 0212 292 63 33-34

Ziyaret saatleri
Pazartesi ve Perşembe    10:00 -16:00
Cuma ve Pazar         10:00- 14:00
Cumartesi ve bazı özel günlerde kapalı.




NOT: Müzeyi tanıtmam için gerekli izni veren Müze yönetimine ve bu müzeyi toplumumuza kazandıranlara canı gönülden teşekkür ederim....

19 Mart 2012 Pazartesi

Rıfat N Bali

1948 yılında İstanbul'da doğdu. Fransızca tedrisat yapan Saint Michel ve Saint Benoit okullarında orta ve lise eğitimi aldı. 1970 ila 1995 yılları arasında bir özel şirkette yönetici olarak çalıştı. 2001 yılında Sorbonne Üniversitesi’ne bağlı Ecole Pratique des Hautes Etudes'den mezun oldu. 1996 yılından bu yana, başta Yahudiler olmak üzere, gayri Müslim azınlıklar, antisemitizm, komplo teorileri, Türk toplumunun kültürel ve sosyal değişimi, Dönmeler konularında araştırma ve yayın yapmakta. Halihazırda Ecole Pratique des Hautes Etudes, Sorbonne (Paris) bünyesinde kurulu Centre Alberto Benveniste pour les Etudes et la Culture Sépharades'a bağlı araştırmacıdır. Osmanlı-Türk Sefarad Kültürü Araştırma Merkezi üyesidir. İngilizce, Fransızca ve Ladino bilmektedir.


KİTAPLARI

· 1934 Trakya Olayları, Libra Kitap, Istanbul, 2012.
· Bir Günah Keçisi: Munis Tekinalp - 3 Cilt, Libra Kitap, Istanbul, 2012.
· L'Affaire Impôt Sur la Fortune (Varlık Vergisi), Libra Kitap, Istanbul, 2010.
· Savarona: Atatürk'e Son Armağan , Libra Kitap, Istanbul, 2010.
· The Saga of a Friendship, Libra Kitap, Istanbul, 2009.
· Devletin Örnek Yurttaşları, Kitabevi, Istanbul, 2009.
· Yirmi Kur'a Nafıa Askerleri, Kitabevi, İstanbul, 2008.
· 1934 Trakya Olayları , Kitabevi, 2008.
· The Jews and Prostitution in Constantinople 1854 - 1922, The Isis Press, Istanbul, 2008.
· Maziyi Eşelerken, Dünya Kitapları, İstanbul, 2006.
· Devlet'in Yahudileri ve "Öteki" Yahudi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2004.
· Tarz-ı Hayat'tan Life Style'a, İletişim Yayınları, İstanbul, 2002.
· Musa'nın Evlâtları Cumhuriyet’in Yurttaşları, İletişim Yayınları, İstanbul, 2001.
Cumhuriyet Yıllarında Türkiye Yahudileri - Bir Türkleştirme Serüveni (1923-1945), İletişim Yayınları, İstanbul, 1999.

Bensiyon Pinto

Bensiyon Pinto (d. 8 Ekim 1936, İstanbul), Türk yazar ve Türkiye Yahudileri cemaati'nin onursal başkanıdır.
Türkiye Yahudileri hakkında yazıları ve "Anlatmasam Olmazdı" adıyla yayınlanmış bir otobiyografisi bulunuyor.
1936 yılında İstanbul’da Şişhane semtinin Kuledibi mahallesinde dünyaya geldi. İlkokul eğtimini aynı semtte bulunan Birinci Karma Musevi İlkokulu’nda yaptıktan sonra, ortaokul ve lise eğitimini Saint Benoit Fransız Lisesi’nde tamamladı. Askerliğini 1958 yılında Denizli’de yaptı.
Türk Yahudi cemaati ile faaliyetlerine, 1954 yılında başladı. Bensiyon Pinto, İstanbul’da Yıldırım Spor Kulübü kurucularından olup 1976 yılında Türkiye Yahudileri cemaat'in merkezi olan Türkiye Hahambaşılığı’nda maliye bölümünün başına geçti. 1979 yılında Hahambaşılık Müşavirleri’nin başkan vekilliğini yaptı; ancak işlerinden dolayı 1984 yılından 1989 yılına kadar cemaatteki faaliyetlerini dondurdu. 1989 yılından 2003 yılına kadar muhtelif zamanlarda toplam 13.5 yıl Türkiye Yahudileri cemaat'in "Başkanlığı" yaptı. Kendisi halen Türk Yahudi Cemaati’nin "Onursal Başkanı"dır ve ayrıca Acıbadem Üniversitesi Mütevelli Heyet üyesidir. Bensiyon Pinto, Eti Pinto ile evli olup, iki oğlu ve dört torunu vardır.


Kaynak: Wikipedi

Anlatmasam Olmazdı Bensiyon Pinto


2008 yılında kitabın çıktığı hafta alıp 1 hafta gibi kısa süerde okuduğum kitaplardan biridir. Aynı çatı altında olupta en olmadık zamanda ötekileştirilmenin zorluğunu, manevi yıkımın ne derece kötü bişey olduğunu , tanımadan yargılamanın , eleştrimenin, ahkam kesmenin ne kadar yanlış olduğunu en güzel şekliyle ortaya koyan  bir kitap. 

Sayfa Sayısı: 372
Baskı Yılı: 2008
Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitapçılık

6-7 Eylül 1955 Olayları - Tanıklar-Hatıralar Rıfat N Bali


Hepimiz 6-7 eylül ile ilgili pek çok etrafımızdan duyup dinlemişizdir. Bu konuda sırf dinlemek değil pek çok kitapda okumama rağmen bu kiatbıda hiç sıkılmadan sanki herşeyi ilk defa öğreniyormuşum gibi heyecanla okudum ve bitirdim. Muhakkak geçmişle ilgili birşeyler öğrenmke isteyenler olursa sırf kulaktan dolma bilgilerle değerlendirmeler yapmak yerine olayların bizzat tanıklarıyla yapılımış röportajları ve kitaplarıda okumayı tercih etmeliyiz diye düşünmekteyim.

Sayfa Sayısı: 581
Baskı Yılı: 2010
Dili: Türkçe
Yayınevi: Libra

Gayrimüslim Mehmetçikler - Hatıralar-Tanıklıklar Rıfat N. Bali


Rıfat Bali'nin pek çok kitabını okumama rağmen bu ktabını balçiçek pamirin programında konuk olduğu zaman kitaptan haberim oldu. Ertesi gün gün alıp okumaya başladım ve 1 haftada kitabı bitirdim. Gerçek yaşanmış olayların anlatıldığı kitapları okumaktan büyük zevk aldığım için bu kitbıda zevkle okudum ve okumayanlarada tavsiye ederim.  
Sayfa Sayısı: 384
Dili: Türkçe
Yayınevi: Libra

SERENAD-Zülfü Livaneli


Hemen hemen ayda 2 kitap okumaya gayret gösteririm. Daha önce zülfü livaneliyi hiç okumadığım için kitap ilk geldiğinde çok merak etmiştim. Fakat 3 gün içinde kitabı bitirince daha önce zülfü livaneliyi neden okumadım diye kendime hayıflandım.ve kapağındaki 170.000 adetin neden olduğunudaha iyi anladım.......İlk  okumaya başladığımda 200. sayfayı okuduğumu gördüm. Gayet sürükleyici bir yapısı olduğu gibi yaşanmış olan gerçekleri bir kere daha  net şekilde okuyucuya sunmakta.Toplumsal tarihe ayna tuttuğu gibi dokunaklı bir aşk öyküsünüde içinde barındırmakta. Kütüphane arşivinde bulunması gereken bir eser diye düşünüyorum.


481 sayfa Doğan Kitap 170.000 adet

ÖZET : Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran’ın (36) ABD’den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner’i (87) karşılamasıyla başlar.

1930’lu yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile’ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir


Eski İstanbul-DOLMABAHÇE



İŞ BANKASI MÜZESİ




17.03.2012 cumartesi öğleden sonramı  Cumhuriyet’in ilk bankasının müzesi olan İş bankansı müzesine ayırdım. Eminönüne yolu düşenlerin muhakkak önünden pek çok kere geçtiği o muazzam binanın içine girince daha önce enden gezmedim diye hayıflanamaya başlıyor insan. 3 katlı olan bina giriş kat , 1. kat ve bodrum katından oluşmaktadır.




Müzeye 1. kattan geziye başlanıyor. 1. kata çıkarken mermer merdivenlerle çıkarken orta sahanlıkta Atatürk’ü büstü ziyaretçileri karşılamaktadır. Bu katta 8 salon bulunmaktadır. Her salonda farklı objeler sergilenmekte. Bankalarda kullanılan hesap makineleri, telefon santralleri, daktilolar , kumbaralar vs. vs. Birde Atatürk salonu bulunmaktadır.





1. kattan tekrar girişin yapıldığı giriş kata indildiğinde ise şişe cam fabrikasınıda üretilmiş muazzam parçaları görebilirisniz.








Giriş katından inilen alt katta ise muhteşem bir ışık yolu sizi karşılamaktadır. BIşık yolunun sonunda kasa dairelerine ulaşılmakta , burada ana kasa dairesi, kiralık kasaların bulunduğu daire ve bir toplantı salonu mevcuttur. 







Ücretsiz olan bu müze sadece Pazaratesi günleri kapalıdır. Diğer günler ise saat 10:00 dan 18:00 kadar açık.

Yolunuz eminönüne düşmese bile sırf bu müzeyi görmek ve eminönünde balık ekmek yiyerek biraz nostalji yapıp güzel bir gün geçirebilriisniz.


Adres: Hobyar mahallesi bankacılar cad. no:2 BAHÇEKAPI –EMİNÖNÜ

Telelefon: 0212 511 13 31

          Nimet ablanın hemen arkasındaki cadde olup garanti bankaısnın karşıdır

16 Mart 2012 Cuma

Dön sende Tanımaz Yüreğim Yüreğini

Sözlerim kesildi aniden,konuşamaz,yazamaz oldum…
Oysa vardı söyleyeceklerim sana dair…
Ama bulamadım hangi kelime anlatır beni sana?

Bulmak isterdim,bulup söylemek

Belki…anlardın beni

Sanki her söz eksik biraz seni anlatmaya,şaşırdım,nasıl olur da konuşamaz insan bu kadar anlatacak şeyi varken…

Uzun zaman oldu karalayamadım iki satır
Oysa anlatmak isterdim seni kıta kıta…olsun isterdim,olmadı…

Oldurmak isterdim,
Belki…o zaman anlardın beni


Sen gittin aşk bana kaldı,aşk yakışanda kalırmış
Ardından siyah geceler kol gezdi yüreğimde,
Ben sol yanımı öldürdüm de Siyah'a büründüm Kimse girmesin diye yüreğime,aşka küstüm

Yazamıyordum demiştim ya işte yazdım…acaba hiç yazmasamıydım?
Ben seni aşk sanmıştım,yanılmışım…öyle olsan yanımda kalırdın


Şimdi,
seni sevdiğimi unut,
Vazgeçtim seni sevmekten
Dönsen de tanımaz yüreğim yüreğini,en iyisi unutmalı bu yalan olmuş ikiliyi

alıntı

13 Mart 2012 Salı

SARNIÇLAR

ZEYREK SARNICI
Zeyrek Camii’nin altında bir yer üstü sarnıcı olarak 12.y.y da Bizanz imparatoru 2. İonnes Komnemos tarafından inşa edilmiştir. Üzerinde bir zamanlar olan günümüze ise sadece minaresinin bir bölümü gelen camii bulunur. (resterasyon çalışmaları devam etmeke.)

BODRUM CAMİİ (MİRELAİON ) SARNICI

2. Beyazıt dönem,nde Sadrazam Mesih Paşa tarafından camiye çevrilmiştir. 1992 yılında restorasyon yapılmış ve bugün çarşı olarak kullanılmaktadır. Konum olarak lalelide bulunmaktadır.

ÇUKURBOSTAN SARNIÇLARI

Bizans’ın yer üstüne yaptığı sarnıçlarfetihten sonra Türkler tarafından Çukurbostan adıyla anılmıştır. Bunlar 3 tanedir.

  1. Kocamustafapaşa da ki Ermiş Mocius Sarnıcı. Sarnıçların içinde en önemli olan sarnıç bu sarnıçtır.
  2. Edirnekapı da ki Vefa Stadı olan alandır. Aetius imparator 2.Theıdosius döneminde vali olmuş ve bu sarnıcı yaptırmıştır.
  3. Çarşamba semtinde  Yavuz Sultan SelimCamii yakınında ki Aspar Sarnıcıdır. Got generali Aspar tarafından inşa edilmiştir.



KAYNAK: FATİH REHPERİ

İSTANBUL'A NEDEN YEDİ TEPE ŞEHRİ DENİR

Bugün sur içinde kalan eski İstanbul, yedi tepe üzerine kurulmuştur:
  1. Topkapı Sarayı tepesi
  2. Çemberlitaş tepesi
  3. Beyazıt tepesi
  4. Fatih tepesi
  5. Yavuzselim tepesi
  6. Edirnekapı tepesi
  7. Kocamustafapaşa tepesi
Şehrin sur içi kesiminde yer alan bu tepelerden birincisi, Sarayburnu’ndan içeri doğru 45 metre yükselen, üzerinde Ayasofya’nın, Sultanahmet Cami’nin ve Topkapı Sarayı’nın bulunduğu “Sarayburnu Tepesi”dir. Sarayburnu Tepesi kuzeyde Sirkeci’den güneyde Kadırga Limanı’na kadar uzanmaktadır.

İkinci tepe, üzerinde Nuruosmaniye Külliyesinin bulunduğu, Çemberlitaş’ın yer aldığı “Nuruosmaniye Tepesi”dir. Birinci tepe ile doğuda, Babıâli’den Eminönü’ndeki Yeni Cami’ye kadar uzanan oldukça derin bir vadi ile ayrılır. Batısında ise Kapalıçarşı çevresindeki daha az derinliği olan başka bir vadi 60 metre yüksekliğindeki bu tepeyi üçüncü tepeden ayırmaktadır.

“Beyazıt Tepesi” olarak bilinen üçüncü tepenin üstünde, günümüzde İstanbul Üniversitesi merkez binası olan eski Harbiye Nezareti vardır. Güneyde Beyazıt Cami, kuzeyde Süleymaniye Külliyesi bu üçüncü tepeyi çevrelemektedir.

Dördüncü tepe, üzerinde Fatih Külliyesi bulunan, güneyde Lykos Deresi vadisine ve Aksaray’a doğru inen, kuzeyde oldukça dik yamaçlarla Haliç sahiline kavuşan “Fatih Tepesi”dir.
Dördüncü tepe ile beşinci tepeyi, üzerinde Gül Camii bulunan küçük bir vadi ayırır.

Beşinci tepe, üzerinde bulunan Sultan Selim Külliyesi ile belirlenir. “Sultan Selim Tepesi” olarak bilinen tepe 74 metre yüksekliğindedir ve Haliç sahilinden Balat’a ulaşan vadi, beşinci tepeyi altıncı tepeden ayırmaktadır.

Altıncı tepe Edirnekapı ve Ayvansaray mahallelerinin üzerinde kurulduğu, aynı zamanda şehrin batı surlarını taşıyan “Edirnekapı Tepesi”dir. Kariye Cami civarında yumuşak eğimli olan bu tepe Kemerkaya mevkiinde dikleşir. Edirnekapı Tepesi üzerinde Mihrimah Sultan Cami, Kariye Müzesi ve Tekfur Sarayı bulunmaktadır.

Yedinci tepe ise Aksaray semtinden surlara ve Marmara sahiline kadar giden bölgedir. Bu tepe üç yükseltisiyle bir üçgeni andırır. Topkapı, Aksaray ve Yedikule, bu üçgenin üç köşesini meydana getirmektedir. Bu üçgenin içerisinde aynı zamanda üçüncü tepenin merkezi olan Cerrahpaşa’daki Arkadius Sütunu’yla, Altı mermer’in kuzeyindeki Mokios Sarnıcı bulunmaktadır.