21 Nisan 2012 Cumartesi

KURTULUŞ SON DURAK



İzlediğim en güzel filmlerden biri. Sindirilmiş, hayatta silik bırakılmış  kadınların birlik olunca  ve  kendilerine olan güvenleri artınca hayatı bir anda nasıl da  ters yüz edeceklerini anlatan  güzel bir film.


Filmin Konusu:


Psikolog Eylem (Belçim Bilgin) yakın zamanda evlilik hazırlıkları yapan, beraber olduğu sevgilisini çok seven bir kadındır. Fakat nişanlısı Okan ile beraber oturmak için Kurtuluş semtinde aldıkları eve sürpriz biçimde yalnız başına taşınır; zira Okan evlilik hazır olmadığını söyleyerek Eylem'den ayrılır. Eylem yeni taşındığı Saadet apartmanında aşk acısı ile depresyona girer. Apartmanda sıradan hayatlar yaşıyor gibi görünen 5 komşusu Eylem'e yardımcı olmaya çalışırken, kendi hayatlarını çok baştan aşağıya değiştirecek olaylar yaşayacaklardır...
Ömrü boyu yatalak babasına bakmış olan Vartanuş (Demet Akbağ); mafya babası sevgilisinin kendisini sürekli oyladığını fark eden Goncagül (Nihal Yalçın); çocukları için kendisini koca dayağına iyice alıştırmış olan Gülnur (Ayten Soykök) ve onunla aynı acıyı çeken kızı Tülay ( Damla Sönmez) ve bütün bunların içerisinde hayata pembe gözlüklerle bakmaya çalışan kuafor Füsun (Asuman Dabak), psikolojisini toplamaya çalışan Eylem'i Kurtuluş son durakta bulacaktır...Şiddettin ister psikolojik, ister fiziksel her türlüsüne karşı olan bu kadınlar beraber daha da güçlü olduklarını keşfedeceklerdir


ŞİDDETİN HER TÜRLÜSÜNE HAYIR!

DERSİMİN KAYIP KIZLARI İKİ TUTAM SAÇ

Geçmişte olduğu gibi bugünde  bazı art niyetli kişilerin yaptıklarının  bedelini hep suçu günahı olmayanların ödemiş olması ve bu durumun  halen de devam etmesi çok acı verici adaletsiz bir olaydır.  Ülkemizde ki en büyük sorunda zaten bundan kaynaklanmaktadır. Her doğulunun da terörist  diye damgalanması da bundandır. Muhakkak izlenmesi gereken bir belgesel.



Filmin Konusu :
1937 – 38 Dersim harekâtıyla birlikte ailelerinden alınarak rütbeli askerlere verilen kızlar, yıllar sonra bir belgesel film aracılığıyla aileleriyle buluştu. Bugün 80’li yaşlarını süren Huriye ve Fatma’nın ailelerine kavuşma süreçlerini anlatan İki Tutam Saç: Dersimin Kayıp Kızları belgeseliyle halen köklerini arayan başka kızlar ve kızlarını arayan başka ailelerin duyguları da perdeye yansıyor.

19 Nisan 2012 Perşembe

SİRKECİ PTT MÜZESİ

İstanbulun pek bilinmeyen müzelerinden biri olan PTT müzesini tanıtacağım size. Hergün yüzlerce insanın gelip geçtiği binann bir müze olduğunu çok az kişi bilmektedir. Müzeyi gezmeden önce içinin bu kadar enteresan ve etkiliyeci olacağını hiç tahmin etmemiştim. Fakat en kötü tarafı müzede resim çekilmesinin yasak olması. Bunun üzerine resim çekememenin burukluğu ile müzeyi gezdim ve genel müdürlükten aldığım izinle onların internet sitesindeki resimleri paylaşıyourm.

Merdivenle çıkılan tarihi binanın kapısından içeri girilince giriş sahanlıkta postacıların giydikleri  kıyafetler sergilenmektedir. Zemin kat olmak üzere toplam 3 kattan  oluşmatadır.
Müzenin 1. katında Manastırlı Hamdi Bey’in odası ve Pul Bölümü sergilenmektedir.

PUL BÖLÜMÜ;
Pul ilk olarak 6 mayıs 1840 tarihinde sör Rowland Hill öncülüğünde İngiltere’de basılmıştır. Yurdumuzda ise 1863 yılında  Agah Efendi’nin öncülüğünde basılmıştır. Bu bölümde 1919-1921 yıllarına ait pullar bulunmkatadır.



2. katta ise ;

  • Posta bölümü; Posta hizmetleri 23 Ekim 1840 yılında başlamıştır.
  • Postada kullanılan damga ve mühürler
  • Osmanlı döneminde kullanılan posta çantaları
  • Posta tatarlarının kullandıkalrı silahlar  sergilenmektedir.
Posta Tatarları; Posta nakli develerle ve atlarla yapılmaktaydı, bu işi yapanlarada Posta tatarları denirdi.









  • Telgraf,Telefon ve Santral Bölümü; İlk telgraf hattı Edirne-Şumnu arasında kuurlmuştur ve bu hattan 9 Eylül 1855 yılında ilk telgraf çekilmiştir.

16 Nisan 2012 Pazartesi

MİLİON TAŞI

Bizans döneminde İstanbul’un tam ortasında bulunan bu taş anıtsal mil taşıdır. İmparatorluğun çeşitli merkezlerinin başkente olan uzaklıkları bu taşa göre ölçülürdü.

Aslında dört kemerli ve kubbeli bir yapı olan Milion taşı’ nın kalıntıları 1957 yılında ortaya çıkarılmıştır.

YILANLI SÜTUN

M.Ö 479  yılında 31 yunan şehrinin bir araya gelerek Persleri yendiği PLatea Savaşı anısına savaşta elde edilen bronz ganimetler eritilerek bu yılanlı sütun yapılıp Deflide ki Apollo tapınağına dikilmiştir.

İstanbul’un kurucusu I. Kostantin  anıtı İstanbul’a getirtip At Meydanı adını alacak olan Hipodrom’a diktirmiştir.

Sütun birbirine dolanmış 3 yılan figüründen oluşmaktadır.  3 yılan Yunan mitolojisinde Apollo’nun  öldürdüğü 3 başlı yılanı temsil eder.  Sütun İstanbul’a getirilmeden önce Defli tapınağında  bulunduğu dönemde bu üç yılanın başının üstünde  altın bir kazan taşıdığı ve sütunun üzerinde 31 Yunan şehrinin adının kazındığı kaynaklarda geçmektedir.

 İstanbul’a getirildikten sonra  17. yüzyıla kadar yılan başlarının yerinde olduğu fakat daha sonra nasıl koptuğu kesin olarak bilinmemektedir.  Daha sonra bulunan  yılan başlarından biri eski şark eserleri Müzesin de saklanmaktadır.

Bu sütun 8 metre uzunluğunda  olup Sultanahmet cami’sinin yapımında zemin yükseltildiği için bugün yer hizasının altında kalmıştır.

ÖRME SÜTUN

Hipodrom’un tam ortasında  (Sultanahmet meydanı ) yarış alanını ikiye bölen bir mevkide yer almaktadır.  32 metrelik sütunun mermer kaidesi 3 basamak üzerine olup üzerinde Yunanca 6 satırlık kitabe bulunmaktadır.  Geçmişte üzerinde tunç levhalar olduğu ve daha sonra istilalarda bunarlın söküldüğü rivayet edilmektedir.

OBELİKS –DİKİLİTAŞ-


Sultanahmet meydanında yer alan bu taş eski Mısır’da MÖ 1450 civarında Karnak ‘ ta ki Mısır tanrısı Amıon Ra mabedi önüne dikilmiş olup İstanbul’un kurucusu I. Kostantin tarafından Hipodromu süslemek için bu anıtı şehre getirtmek istemişside ancak ölümünden sonra anıt İstanbul’a gelmiştir.  Bir kısmı kesilmiş olan taş bugün 19,59 metre uzunluğundadır.  Üzerine oturtulduğu kaidede hipodromda düzenlenen araba yarışları tasvir edilmiştir.  Bu kitabenin yazıları Yunanca ve Latincedir.  Anıtın tepe noktasında firavun III.Tutmosis ve Mısır Tanrısı Amon Ra el ele tasvir edilmiştir.



15 Nisan 2012 Pazar

ALAY KÖŞKÜ -AHMET HAMDİ TANPINAR EDEBİYAT MÜZE KÜTÜPHANESİ


ALAY KÖŞKÜ

            Osmanlı Sultanları’nın Bab-ı Ali önünden geçen alayları seyretmeleri için yapılmıştır. Bugün kü yapı Sultan II.Mahmut zamanında 1810’da inşa edilmiştir.

            Padişah Dolmabahçe sarayında ikamet etmeye başlayınca ,Alay Köşk’ü görevini Dolmabahçe Sarayında yol kenarında bulunan Pembe Köşk’e devretmiştir. Bunun üzerine Alay Köşkü de yakınlarında yaptırılan Telgraf hanenin emrine verilmiştir.

            1920 li yılların ortalarından itibaren Sanayii Nefise Mektebi Güzel Sanatlar Birliği’nin merkezi olmuştur. 1960 yıllarında Topkapı Sarayı’na ait bir koleksiyon  konulmuştur.

            Bugün ise Ahmet Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphane’si olarak hizmet vermektedir.


AHMET HAMDİ TANPINAR

            23 Haziran 1901 yılında İstanbul Şehzadebaşı’ nda dünyaya gelmiştir. 1919 da girdiği Edebiyat Fakültesinde onu etkileyen  Yahya Kemal Beyatlı ve onun edebi çevresinde yer almıştır. 1933 te Güzel Sanatlar Akademisi Sanat  tarihi hocası oldu, 1939 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde açılan kürsüye Yeni Edebiyatı Profesörü olarak atandı.1942-1946 arasında  Maraş Milletvekili  olarak TBMM de bulundu. 24 Ocak 1962 de vefat etti. Mezarı Rumeli Hisarındadır.



ADRES: Alemdar Cad. Gülhane Parkı EMİÖNÜ

TELEFON: 0212 520 20 81

Ziyaret Günleri : Pazar hariç her gün açıktır.

Çalışma Saatleri: 08:30- 17:30

Giriş ücretsizdir.

SULTANAHMET MEYDANI -HİPODROM-


Sultanahmet Meydanı İstanbul'un en önemli meydanlarından biridir. Bizans devrinde Hipodrom olarak bilinirdi. “Hipodrom” At binenlerin, atların meydanı anlamına gelir. Osmanlı döneminde buraya At Meydanı denirdi.

Günümüze çok az kalıntıları kalan Bizans devri önemli yapıları ve abideleri Hipodrom çevresinde inşa edilmişti. “Büyük Saray” diye bilinen İmparatorluk Sarayı Hipodromun yanından başlar, aşağılara, deniz kenarına kadar uzanırdı. Bu Saraydan günümüze bir büyük salonun yer mozaik panosu gelebilmiştir. Şehrin en önemli meydanı Agusteion ve burası ile cadde arasında Milerium zafer takı bulunurdu. Cadde, Roma’ya kadar uzanan yolun başlangıcı idi ve ilk kilometre taşı da buradaydı. Hamamlar, mabetler, dini, kültürel, idare ve sosyal merkezler bu civara yerleşmişlerdi. Semt Bizans ve Türk devirlerinde de merkezi önemini devam ettirmiştir. İstanbul’un en önemli abideleri Ayasofya, Sultan Ahmet Camii, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Yerebatan Sarnıcı burada, Hipodromun çevresindedir. Şehrin ana caddeleri (aşağı limana inen ve batıya şehir surlarına doğru gidenler) Hipodromdan başlar ve yamaçları takip ederdi. Yol kenarları ticari kuruluşlar ve ikametgahlarla çevrili idi. Yan yollar dar ve bazıları basamaklarla yokuş aşağı uzanırlardı. Anayol kaldırımları bazen iki katlı, galerili inşa edilmişlerdi.

Roma İmparatorluğu ve sonradan Bizans İmparatorluğu devrinde hipodrom şehrin toplantı, eğlence, heyecan ve spor merkezi olarak 10 yüzyıla kadar önemini sürdürmüştü. Araba yarışları yanında, müzisyen toplulukları, dansözler, akrobatlar, vahşi hayvanlarla kavga gösterileri, toplantılar yapılırdı. Bütün bu faaliyetler için ise Roma devrinde bol tatil günleri mevcuttu. Hipodrom Bizans döneminde devlete karşı ayaklanmaların da merkezi olmuştur. İustianus'un saltanatında gerçekleşen Nika Ayaklanması bunlardan biridir ve komutan Belisarios'un yine burada kıstırdığı ayaklanmacılardan 30.000 kadarını öldürmesiyle bastırılmıştır. Daha sonra 1185'te İmparator Andronikos Komnenos'un linç edilmesi de burada olmuştur. [1] Dev ölçüde bir U harfi şeklinde olan hipodromun doğu uzun tarafında, damında 4 bronz at bulunan, balkon şeklinde, imparator locası yer alırdı. Ortada, hipodromun kum kaplı sahasını ikiye bölen, arabaların etrafında yarıştığı alçak bir duvar, bu duvarın üstünde de İmparatorluğun çeşitli yerlerinden getirilen abideler ve meşhur at yarışçıları ile atlarının heykelleri bulunurdu. Şöhretli bir araba yarışçısı akla gelebilecek her türlü maddi olanak içinde yüzerdi. Yarışçılar yeşil-mavi-sarı-kırmızı gibi politik güçleri de olan takımlara ayrılmışlardı. Zaman, zaman yarışlara politika karışır, karşılıklı güçlerin mücadeleleri korkunç katliamlara dönüşebilirdi. Hipodrom günümüze zemini 4-5 metre yükselmiş ve kalabilmiş 3 abide ile gelmiştir.

Bunlar Örme Dikilitaş, Mısır’dan getirilen Obelisk ve Delfi'deki Apollon tapınağından getirtilen Yılanlı Sütun'dur. Osmanlı devrinde, bu meydanda bazen, eski günlerindeki zengin gösteriler gibi, çeşitli festival ve gösteriler tertiplenmişti. Hipodrom’un batısında, Sultan Ahmet Camii’nin karşısında yer alan Kanuni'nin sadrazamı İbrahim Paşa Sarayı 16. yy. zengin ve tipik özel sarayların günümüze gelen tek örneğidir. Bu güzel yapı Türk ve İslam Eserleri Müzesi olarak ziyarete açıktır. Hipodromdan günümüze yuvarlak güney ucu kalmıştır. Bu büyük kemerlerle donatılmış tuğla bir yapıdır. Sonraki devirlerde Hipodromun taş blokları ve sütunlarının tamamı başka yapılarda kullanılmıştır. Hipodrom girişi sağındaki parkta 4-5 yy. ait özel saray kalıntıları, az ilerisinde de Aya Öfemiya Bizans Kilisesinin kalıntıları bulunmaktadır.

Osmanlı zamanında da Yeniçeri isyanları bu bölgede gerçekleşir, kırk gün kırk gece süren şehzade sünnet düğünleri, şenlikler burada yapılırdı. İstanbul'da Halide Edip'in işgale karşı konuşma yaptığı 1920 Sultanahmet mitingi de burada yapılmıştır.

İSTANBUL DEMİRYOLU MÜZESİ

Sirkeci Garı içinde 23.09.2005 tarihinde açılmıştır. 145 metrekarelik bir alanda hizmet veren müzede 300 adet kültür varlığı sergilenmektedir. Müze Pazar, Pazartesi ve bayram günleri dışında her gün açık olup, ücretsiz gezilebilir.

ADRES: Sirkeci Tren Garı
TELEFON:
0212 527 12 01











SİRKECİ TREN GARI


II. Abdülhamit devrinde İstanbul'un Avrupa yakasında inşa edilen tren garıdır. TCDD'nin, Haydarpaşa Garı ile birlikte İstanbul'daki iki ana istasyonundan biridir.

Sirkeci Garının bulunduğu yerde daha önce geçici olarak yapılan küçük bir istasyon mevcuttu. Alman Mimar August Jachmund tarafından planı çizilen şimdiki gar binasının yapımında granit mermer ve Marsilya Aden'den getirilen taşlar kullanılmıştır. 11 Şubat 1888 günü temeli atılan gar inşaatı 1890'da tamamlanmış, binanın açılışını 3 Kasım 1890 gününde II. Abdülhamit adına Ahmet Muhtar Paşa yapmıştır

Sirkeci garının ön cephesinde 2 saat kulesi bulunmaktadır. Binanın yan cephesinde garın hizmete girdiği tarih, hem Rumi takvime hem de Miladi takvime göre yazılmıştır.

Garın lokantası 1950'li ve 1960'lı yıllarda tanınmış yazar, gazeteci ve diğer şahısların buluşma noktası olur. Paris'ten kalkan Şark Ekspresi uzun yıllar bu istasyona yolcu indirmiş ve buradan yolcu almıştır.

PARGALI İBRAHİM PAŞA SARAYI – TÜRK İSLAM ESERLERİ MÜZESİ ESKİ




ÇARDAKLI GİRİŞ KAPISI 1582' DE MİMAR SİNAN TARAFINDAN YAPILMIŞTIR.
 SARAYLA ARASINDA Kİ TAPU DAİRESİNDEN DOLAYI  SARAYLA BAĞLANTISI KALMAMIŞ VE BAKIMSIZ BİR ŞEKİLDE KADERİNE TERK EDİLMİŞ DURUMDA. 



Bu cumartesi öğleden sonra ki ilk  durağım  yine bir saray. Muhteşem yüzyıl dizisini izleyenler hemen hatırlayacaktır Pargalı Sadrazam İbrahim paşa’nın sarayı. Sarayda sergilenen eserlerden başka sarayın şahane bir bahçesi bulunmaktadır. Özelikle yazın bu bahçenin keyfine doyum olmaz.

Tarihi yarımadayı gezmeye niyetlenenlere küçük bir önerim olacak; tarihi gezinize  en son bu sarayı saklayın. Bu sarayın  en büyük özelliği tarihte pek çok eğlenceye, olaylara ev sahipliği yapmış   olan Sultanahmet meydanı ( hipodrom)’  na sarayın terasından tepeden bakma  imkanını bulmanızdır.

Geçmişe yaptığınız yolculuğa biraz ara verip dinlenmek  için verdiğiniz mola da sarayın bahçesinde bulunan ve Türk kahvesi ile meşhur bir kafe de soluklana bilir, karşınızdaki şahane eser Sultanahmet camine bakarken kum ocağında pişmiş kahvenin keyfine doyum olmadığını göreceksiniz.
İbrahim Paşa Sarayı, Kanuni Sultan Süleyman'ın damadı ve ikinci veziri olan Pargalı Damat İbrahim Paşa'ya ait İstanbul Sultanahmet Meydanı'nda bulunan saraydır. Daha önce At Meydanı Sarayı olarak bilinen yapı İbrahim Paşa'nın Kanuni'nin kızkardeşi ile evlenmesinden sonra İbrahim Paşa Sarayı olarak anılmaya başlanmıştır. Günümüzde Türk ve İslâm Eserleri Müzesi olarak kullanılmaktadır.
İbrahim Paşa'nın 1536'da söylentiye göre Hürrem sultan tarafından boğdurulmasından (padişah ailesinin kanının dökülmesi usul olarak edep dışı olduğundan bu tip kişiler tarihte hep boğdurulmuşlardır.) sonra da aynı adla anılmış, başka sadrazamlarca da kullanılmış, kışla, elçilik sarayı, defterhane, mehterhane, dikimevi ve cezaevi gibi işlevler yüklenmiştir.








SARAYIN ÜST KATINDA SERGİLENEN ESERLER


SARAYIN ALT KATI ETNOGRAFYA BÖLÜMÜ BULUNMAKTA


Saray'ın bahçesinde yıllara meydan okumuş koca bir yaşlı  çınar heybetiyle durmaktadır.
BOY 30  M KAİDE ÇAPI 207 CM
TAHMİNİ YAŞI +200






SARAYIN BAHÇESİNDEKİ MÜZE KAFE




Müze kafe'nin güler yüzlü personeline teşekkür ederim.



Müze Pazartesi hariç hergün açık.
Telf: 0212 518 18 05


Not. Resimler bana aittir izinsiz kullanılamaz.

12 Nisan 2012 Perşembe

MALİKÖY TREN İSTASYONU MÜZESİ
























NOT: Resimleri  yayınlamam için veren Feridun ÖZHAN' a Teşekkür ederim.