23 Haziran 2013 Pazar

FATİH SULTAN MEHMETİ YARGILANIP CEZA ALDIĞI MAHKEME-ÜSKÜDAR



Üsküdar’ın asıl adı ‘’ESKİDAR’’ dır. Bunun sebebi de Battal Gazi’nin halife ordusu ile gelip burada çadır kurup bu semti mekan edinmesidir.

Üsküdar’ı bilmeyen yoktur ama bu semtin en büyük özelliği adaletin herkes için aynı şekilde işlemesi gerektiğini vurgulayıp Osmanlının en güçlü Padişahı’nın  bile yargılanıp cezalandırıldığını bizlere  hatırlatan ,   tarihe düşülen ibret tablosunun ana vatanıdır.

Aşağıda anlatacağım ve tarihte geçen bu olayı bilen kaç kişi vardır ya da bildiği halde hafızasının gerilerine öteleyenlerin sayıları kaçtır bilemeyiz. Çeşitli yollarla rüyalarında bile göremeyecekleri mevkilere gelip bulundukları yer itibariyle adil,hoş görülü, mütevazı olması gerekirken tam tersi her şeyi en iyi ben bilirim, benim dediğim olacak diktasıyla hareket edip insanları aşağılayıp, küçük görüp, ayrımcılık yaratıp ,hoşgörüyü silip tamamen kin ve nefret enjekte ederek insanları körükleyen zihniyet ve bu zihniyete karşı gözlerini yumup körü körüne ona itaat edenler bu tarihteki ibret tablosunu nedense hiç hatırlamamaktadırlar!

 

Gelelim tarihe FATİH MAHKEMESİ olarak geçen binanın geçmişine:

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra on iki havari kilisesinin olduğu bölgeye İstanbul’a hakim Ayasofya kadar heybetli bir cami yaptırmak ister.
Bunun için görevlendirilen Mimar Atik Sinan’dır. ¹  Buraya kadar her şey normal gözükse de Osmanlı İmparatorluğu’nun en kudretli Padişahı Fatih Sultan Mehmet’in bile yargılanıp ceza aldığı tarihe Müslüman adalet anlayışının en güzel şekilde uygulanıp , ve bir ibret tablosu olarak geçen olayların başlangıcıdır.
Fatih Sultan Mehmet, yeni yaptıracağı caminin inşasında kullanılacak iki mermer sütunu Sinan Atik isimli Rum mimara teslim eder. Mimar, deprem riski olduğu için bu sütunları üçer arşın kesip kısaltır. Fatih de buna sinirlenerek mimarın elini kestirir.
Mimar Sinan—ı Atik, padişah aleyhine dava açar. Fakat ne Galata ne de Eyüp kadılığı padişahı yargılamayı göze alamaz. Mimarın şikayetini Üsküdar Kadısı Hızır Bey kabul eder ve davayı açar. Mahkemeye celb edilen büyük padişah, baş köşeye geçmek istediyse de davacıyla birlikte mahkeme huzurunda ayakta bekletilir. Yargılama sonunda, padişah suçlu bulunur. Ceza olarak mimara yapılan haksızlığın aynısının tatbik edilmesine, yani padişahın elinin kesilmesine karar verilir.
Rum mimar, mahkemenin verdiği bu büyük karar karşısında şaşkına döner ve davasından feragat eder. Mimar kısası istemediği için, Fatih, günde on altın tazminata mahkum olur ve hatta kısastan kurtulduğu için, bu tazminatı kendiliğinden yirmi altına çıkarır. Böylece padişahın eli kesilmekten kurtulur.
Evliya Çelebi’nin aktardığına göre, mahkemenin kararından sonra Fatih çıkardığı demir sopayı kadıya göstererek; “Eğer sen Allah’ın hükmünü uygulamayıp, elimi kesmeye beni mahkum etmeseydin bununla senin başını paramparça ederdim” der. Kadı Hızır Bey Çelebi de sakladığı kamayı çıkararak cevap verir; “Sen de benim hükmümü kabul etmeseydin, ben de bununla seni delik—deşik ederdim.”
 Fakat 1766 tarihindeki büyük depremde fatih camisinin tamamına yakınının yıkılması üzerine mimar Sinan Atik’in haklılığı ortaya çıkmıştır. Bugün ki fatih camisini ise 1771 yılında ibadete açılmıştır.
 Zaman elbette ki gelip geçmekte fakat nasıl ki tarihe Osmanlının en güçlü ve kudretli padişahının bile yargılanıp ceza aldığı  dava ve mekan günümüze kadar gelmiş ve tarihe işte GERÇEK ADALET dedirtmekteyse de , bunun tersi olan ve sırf yandaşlık yapılarak gerçekleştirilen , göz yumulan, kol kırılıp yen içinde kalsın ana fikriyle hareket edenlerin sergiledikleri  her şey tarihe’ de  UTANÇ DÖNEMİ olarak geçecektir.
:::::::::::::::
Atik: Azad edilmiş köle . Sinan: Allah’ın kulu