4 Ağustos 2013 Pazar

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ -GİRNE-

 

Ağırlıklı olarak Bizans,Lüzinyan ve Venedik Dönemi izlerini taşıyan, deniz ve dağ manzaraları ile konaklama tesisleri ve plajlar bakımından zengin bir kıyı şerididir.

Girne Kalesi ve tarihi yat limanının ihtişamı günümüze kadar korunmuştur. Kale Bizanslılar tarafından inşa edilmiş ve yapıya Lüzinyan’ lar ve Venedikliler döneminde ilaveler yapılmıştır. Yatların barındığı at nalı şeklindeki liman, birçok lokanta, bar ve açık hava kafeteryalarıyla canlı bir görünümdedir.

Girne’ de gezilecek yerler;  Girne limanı, Girne kalesi, St.Hilarion Kalesi, Buffavento Kalesi, Bellapais Manastırı, Buffavento Kalesi,Archangel Michael Kilisesi ve ikon müzesi.



                                               OSMANLI BAL DÖKEN MEZARLIĞI




                                 LÜZİNYAN KULESİ KRALİÇE ALİCE DE CAMPANGNE KULESİ



 
GİRNE YAT LİMANI VE ÇEVRESİ
 







 
 

GREKO ROMAN KAYA MEZARLARI
 

GİRNE KALESİ:  Kalenin kesin tarihi bilinmemektedir.  Arslan Yürekli Richard Kıbrıs’ı ele geçirnce adayı önce Templar Şövalyelerine daha sonra da yeğeni Guy de Lüzinyan’a satmış.300 yıl Fransız Lüznyan saltanatı başlamıştır. 1570 yılında Osmanlı ordusuna savaşsız teslim olmuştur. Osmanlı Denizcisi Sadık Paşanın Mezarıda buradadır.





Kale içinde oluşan bölümler ;


 


A)Tanıtım odası;  Girne kalesi ve çevresinin yazı ve resimlerle tanıtımları yapılmaktadır.


 
OSMANLI DENİZCİSİ SADIK PAŞANIN MEZARI
 

B)SARNIÇ: Lüzinyan döneminde yapıldığı sanılmaktadır.


 

SARNIÇ ARKADAN GÖRÜNÜŞ

C)BATIK GEMİ MÜZESİ:  Girne kalesi orta avlusunun batısında bulunan eski kraliyet muhafız odalarında yer almaktadır. Geminin M.Ö 300 yıllarında tutulduğu fırtına sonucu batan bir Suriye ticaret gemisi olduğu bilinmektedir.





GEMİNİN ORTA KESİĞİ

 

D)VRYSİ NEOLİTİK YERLEŞİM YERİ SEKSİYONU:  Girne’ nin 10 km doğusunda ki neolitik dönemin son evresine ait vrysi köy yerleşim yerinin kalıntıları ve hayatı sergilenmektedir.


 









E) PINARBAŞI KIRNI MEZARI SEKSİYONU: Erken ve Orta Tunç Dönemlerine ait Kırnı köyünde bulunmuş bir mezarın canlandırması.



 

F) AKDENİZ MEZAR KAZISI : Helenistik ve erken Bizans Dönemine  kadar kullanılan mezarların maketi ve buluntuları bulunmakta.







G)VENEDİK KALESİ :  Venedik dönemine ait bir kule.



 

H) LUZİNYAN KULESİ :  1208-1211 yılları arasında Kıbrıs Kralı John d’blein tarafından inşa ettirilmiştir.  Venedik,Bizans,Osmanlı ve İngiliz askerleri ile bayrakları sergilenmekte.





I) WILLIAM DREGHORN SERGİ VE KONFERAN SALONU:  Lüzinyan dönemine ait bu salonda Dr.William Dreghorn’un  Girne kentini konu alan özgün resimleri sergilenmektedir.


 


i) ZİNDANLAR  : Lüzinyan dönemine ait olan bu zindanlarda Kral I. Peter zamanında birçok işkence olayı yaşanmıştır.



j) ST. GEORGE KİLİSESİ : 12. yüzyılda Bizans yapımı bir kilisedir. Bizans ve Lüzinyan zamanlarında kalenin dışında bir yapıydı. Venedik döneminde bazı değişiklikler yapılarak kalenin içine dahil edilmiştir.



















Beylerbeyi Köyü ve Bellapais Manastırı


Bellapais ya da bugünkü adıyla Beylerbeyi Köyü limon ve nar ağaçları arasında küçük bir Akdeniz köyüdür. Köye önemli bir değer kazandıran Bellapais Manastırı bugünkü adı Fransızca “Abbaye de la Paix” den (Barış Manastırı) türemiştir. Bellapais Manastırı gotik mimari sanatının Yakın Doğu’da mutlaka görülmesi gereken en muhteşem eserlerinden biridir. Adanın en güzel turistik noktalarından biri olan, Girne’ye 4-5 km uzaklıkta, “İskenderiye Dörtlüsü” romanının yazarı Lawrence Durrell’in ünlü Beylerbeyi Köyü’nde, kuzey sahillerini tümüyle görebilen ve eşsiz bir dağ manzarasına sahip bir tepede kurulmuş latin manastırıdır. Manastır 1158-1205 yılları arasında inşa edilmiştir.

 


 


ST.HİLARİON KALESİ :   İki tepe üzerine inşa edildiğinden kaleye ikizler anlamına gelen DIDYMUS  adı verilmiştir. Araplar tarafından ele geçirilmesinden sonra Kıbrıs’a göçmen  olarak gelen ve ömrünün son yıllarını ibadetle geçiren bir azizden aldığı sanılmaktadır. Deniz seviyesinden yaklaşık 660 metre yüksekliktedir.


 


BUFFAVENTO KALESİ:   Beş parmak Sıradağları’nın 3131 ayak yüksekliğinde ki sarp bir tepe üzerine inşa edilmiştir. Aslan Kalesi,Yüzbi evler,Kraliçe Kalesi adlarıyla bilinmektedir. Kalenin 101 odası olduğuna ve şuan kayıp olan 101. Odayı bulup kapısından içeri girenlerin cennet kapısından içeri girmiş gibi olacaklarına inanılmaktadır.


 


Hz. Ömer Türbesi ve Mescidi


Çatalköy’den bir kilometre kadar sahile doğru ilerlediğimiz zaman sahilde yüksekçe bir yerde beyaz bir bina görürüz. Hz. Ömer Türbesi yada Tekkesi olarak bilinen bu binada adları bilinmeyen yedi İslam mücahidinin türbesi bulunmaktadır.
Bazı arşiv kaynaklarına göre, M.S. VII. yüzyılda İslam akınları sırasında Muaviye Ordusu’nda bir deniz birliğinin komutanı olan Hz. Ömer, askerleri ile adanın kuzey sahiline hücum etmişti. Askerin karaya ayak bastığı yerde yapılan savaşta Komutan Ömer, altı arkadaşı ile birlikte yerli Bizans askerleri tarafından şehit edilmiş ve naaşları tabutlara konularak buradaki bir mağaraya gömülmüştür.

Ada’nın 1571 yılında Türkler tarafından fethinden sonra, bu mezarlar bulunarak, kalıntıları mağaradan çıkartılmış ve şimdi bulundukları yere gömülmüş olup, üzerlerine türbe ve mescid yapılmıştır. Bu türbede naaşı bulunan Hz. Ömer’in, Peygamberimizin sahafelerinden olan Halife Hz. Ömer ile yakın veya uzak herhangi bir ilgisi yoktur. İslami inanca göre şehit, şehit olduğu yere defnedilebilir ve şehidin yattığı yer kutsal toprak sayılır.
Hz. Ömeri Türbesi ve mescidinin yapılışı hakkında, arşiv kaynaklarında bulunan bilgilerin yanı sıra, halk arasında dolanan farklı efsanevi hikayeler de bulunmaktadır.

Bu hikayelerin birine göre, çok eskiden korsanlar, kıyıları talan edip, kadın ve kızları kaçırırlardı. Bir gün Hacı Hasan adlı çoban oralarda sürüsünü otlatırken, kıyıya yaklaşan çıplak direkli bir gemi görür. Bunların korsan olduğunu anlar ve kayaların arkasına saklanır. Bu arada insanları korsanların elinden kurtarması için Tanrı’ya dua etmeye başlar. Tam o anda al atlara binili sakallı yedi süvari belirir. Süvariler, bir çobana bir de yaklaşan gemiye baktıktan sonra, atlarını nallarından ateş çıkartarak, deniz kıyısındaki kayalıklardan denize sürerler. Deniz üzerinde gemiye doğru yol alıp yanına vardıkları sırada, süvarilerle gemi ortadan kaybolur. Bunu gören Hacı Hasan saklandığı yerden çıkarak, kayaların yanına gider ve üzerlerindeki nal izlerini görür. Köye dönerek, bu olayı köylülere anlatır. Köylüler Hacı Hasan’a inanmayıp kıyıya gelir ve kayaların üzerindeki nal izlerini gözleriyle görünce çobanın doğru söylediğine kanaat getirirler. O günden sonra da, bu köye bir daha korsanlar gelmeyince köylüler; yedi süvariye olan minnettarlıklarını belirtmek amacıyla aralarında topladıkları parayla nal izlerinin bulunduğu kayalık üzerine türbe ile mescidi yaparlar.

Hz. Ömer ve altı arkadaşının burada şehit edilmesi ile ilgili olarak ise, halk arasında efsaneleşmiş bir hikaye anlatılmaktadır. Hikayeye göre, Arap Ordusu komutanı Ömer, Kıbrıs’a görevli olarak gelir. Bizanslılardan korunmak için, çıktığı kıyıda altı arkadaşı ile beraber, şimdiki türbenin güney doğusundaki bir mağaraya baskın düzenler. Mağaranın içinde yer alan çatışmada Ömer ile arkadaşları şehit edilir. İki yıl sonra cesetleri hiç bozulmamış olarak bulunan halk tarafından aynı yere gömülür.


Sözü edilen mağara; 1974 yılına kadar Kıbrıslı Türkler ve Rumlar tarafından kutsal sayılmakta ve adak amaçlarıyla ziyaret edilmekteydi. Türkler mağaranın Hz. Ömer’e, Rumlar ise Aya Fanontes adlı bir azizeye ait olduğuna inanmaktadırlar.

Türkler, hem Türbeyi hem de mağarayı kutsal sayarken, Rumlar yalnızca mağarayı kutsal saymaktadır. Mağaraya mumla yağ yakılmakta, para bırakılmakta, tavandaki sivri taşlara bez bağlanarak, tutulan dilek gerçekleştiğinde bu bezler çözülmekteydi. Türbe, günümüzde sadece ibadet amaçlı kullanılmaktadır.
Deniz kıyısında, kayalık bir arazi üzerine kurulan Hz. Ömer Türbesi iki katlı olup, alt katta türbenin bulunduğu mekanın güneyinde revak şeklinde bir giriş bölümü mevcuttur. Buradan türbe ve mescide inilmektedir. Girişin sağındaki yedi mezarın bulunduğu türbe kubbeyle, diğer kısımlar düz tavanla örtülüdür. İkinci katta kemerlerle bölünmüş ziyaretçilere ait odalar vardır. İç mekan ve dış duvarlar, kireçle sıvanmıştır. Yapıda rastgele asılan yazı ve dokuma levhalardan başka süsleme unsuru yoktur. Zaten çarpık bir plan ve mimariye sahip olan yapı, 1963 yılında Rumların tahribi ve 1974 yılında yıldırım çarpması sonucu hasar görmüş, 1978 yılında gerçekleştirilen bilinçsiz bir onarım sonucu da; gerçek özelliğini kısmen de olsa yitirmiş ve mimari değeri olmayan bir yapı haline gelmiştir.